BİR EVLADIN KALBİNDEKİ HASSASİYET: BESTE AÇAR’IN SESSİZ ÇIĞLIĞI VE ANLAMLI MÜCADELESİ
Haber: MURAT FIRAT
Türk pop müziğinin unutulmaz ismi Kayahan’ın vefatının üzerinden yıllar geçti; ancak geride bıraktığı derin izler, sadece şarkılarıyla değil, ailesinin yaşadığı sancılı süreçlerle de gündemdeki yerini koruyor. Medya ve kamuoyu bu durumu çoğu zaman sadece "telif hakları" veya "miras paylaşımları" gibi hukuki pencerelerden izlemeyi tercih ediyor. Oysa bir köşe yazarı olarak görevimiz, buz dağının görünmeyen kısmına, yani insani duygulara, bir evladın çocukluğundan beri biriken o hassas kırılma noktalarına da ayna tutabilmektir. Bugün, adli makamlara yansıyan süreçlerin gölgesinde, Kayahan’ın ilk göz ağrısı, büyük kızı Beste Açar’ın penceresinden dünyaya bakmayı deneyeceğiz. Çünkü onun verdiği bu zorlu mücadele, yakından bakıldığında sadece maddi hakların ötesinde, babasının hatırasına ve kendi çocukluk anılarına sahip çıkma arzusunu barındırıyor.
Gelin, spot ışıklarının henüz bu aileyi tam anlamıyla sarmalamadığı, müziğin saf bir emekle yoğrulduğu o ilk yıllara uzanalım. Beste Açar’ın çocukluk anıları, babası Kayahan’ın büyük bir azimle, gitarıyla sokağa çıkıp evinin rızkını aradığı, maddi imkânsızlıkların sevgiyle göğüslendiği o ilk dönemlere dayanır. Beste ve annesi Nur Açar, usta sanatçının o zorlu yolculuğunda yanındaki en büyük destekçileriydi. Psikolojik ve sosyolojik açıdan bakıldığında, bir ailenin sıfırdan başlayarak büyük bir başarıyı beraber inşa etmesi, ancak bu büyük şöhret ve refah kazanıldığı an çekirdek aile yapısının dağılması, bir çocuk ruhunda tamir edilmesi güç boşluklar bırakabilir. Beste’nin tam babasıyla hak ettiği o huzurlu, refah içindeki yılları doya doya yaşayacakken ailesinin ayrılık kararı alması, onun dünyasında erken yaşta bir yalnızlık hissi doğurmuş olabilir. Büyük bir sanatçı olmak, her zaman kusursuz bir aile dengesi kurmaya yetmeyebiliyor; Kayahan’ın şöhret basamaklarını tırmanırken geride bıraktığı o ilk yuva, belki de Beste’nin hayatı boyunca taşıyacağı o büyük sevgi arayışının ilk başlangıç noktasıydı.
Tam bu duygusal hassasiyetler zamanla sakinleşmeye çalışırken, Beste Açar’ın geçtiğimiz günlerde dile getirdiği ve çocukluk yıllarına ait olan "Yalova Termal Oteli" ve Nilüfer’e dair anıları gündeme bomba gibi düştü. Henüz 8 yaşında bir çocuğun dünyasında, evine gelen, ekmeğini paylaşan ve bir aile dostu olarak gördüğü bir figürün babasıyla farklı bir bağ kurduğunu hissetmesi ya da öğrenmesi, dünyadaki en temel güven algısını sarsabilecek niteliktedir. Beste’nin bu çocukluk hatırasını ve onun getirdiği duygusal yükü on yıllarca içinde taşıması, şüphesiz ruhunda büyük bir ağırlıktı. İşte bu yüzden, babasının arşivlerden çıkan ve hiç bilinmeyen yepyeni şarkısı "Sabaha Kadar"ın kendisinden tamamen gizlenerek, basından öğrendiği bir oldubittiyle yine Nilüfer’e teslim edilmesi, Beste’nin bilinçaltındaki o yaralı çocuğu ister istemez uyandırdı. Bu tepkiyi bir hırs veya öfke olarak değil, bir evladın yasal ve manevi olarak hak sahibi olduğu bir süreçte tamamen yok sayılmasının, dışarıda bırakılmasının getirdiği insani bir kırgınlık patlaması olarak okumak çok daha adaletli olacaktır.
Sürecin bir diğer hassas boyutu ise usta sanatçının ilerleyen yıllarda kendisiyle yakın yaş grubunda olan İpek Açar ile evlenmesiyle devam etti. Genç bir kızın, babasının hayatındaki yeni ve saygı duyulacak bir evliliğe adapte olması zaten zorken, üvey annesinin kendi yaş grubundan olması, baba-kız arasındaki o özel paylaşım alanlarını daraltmış olabilir. Ne yazık ki müzik dünyası ve medya, Kayahan’ın sonraki yıllarda kurduğu o düzeni ön planda tutarken, her kırgınlığını, her hak arayışını dile getiren Beste’yi uzun süre "mesafeli ve hırçın çocuk" olarak konumlandırdı. Oysa o sitemlerin arkasında, sadece babasının sevgisini ve ilgisini yeniden kazanmak, onun hayatında hak ettiği değeri görmek isteyen yalnız kalmış bir evladın özlemi vardı.
Bugün gelinen hukuki boyutta ise Beste Açar’ın yürüttüğü mücadelesini somut verilere dayandırdığını görüyoruz. İddialarını adli makamlara taşırken, grafoloji uzmanlarından alınan uzman görüşü raporlarını sunması, babasının vefat sürecindeki hak devir belgesindeki imzaya dair yasal şüphelerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Milyonlarca liralık bir telif mirasını yöneten kurumsal arşivlerde belgenin aslı yerine sadece fotokopisinin bulunması, bir evladın, "Burada babamın iradesi tam olarak yansıtıldı mı?" sorusunu sormasını en doğal yasal hakkı hâline getiriyor. Nitekim yasal süreç kapsamında adli makamların yürüttüğü ifade alma prosedürleri de konunun ne kadar hassas incelendiğinin bir göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre saklı pay sahibi olan öz be öz bir kız çocuğunun, babasının şarkılarının geleceği, kimler tarafından nasıl seslendirileceği konusunda en az üvey annesi kadar manevi bir söz hakkına sahip olmak istemesi, sadece hukuki değil, vicdani bir gerçektir.
Son olarak, bu olayın etik ve insani sınırlarını çizen o hassas detayı da nezaketle ele almak gerekiyor. İpek Açar’ın Kayahan’ın vefatından sonra yeni bir evlilikle kendine yepyeni bir hayat kurması en doğal hakkıdır. Ancak usta sanatçının hatıralarıyla, eşyalarıyla dolu olan o evde bu yeni yaşamın bir süre devam etmesi ve anma etkinliklerinin bu yeni çatı altında organize edilmesi, Beste’nin kalbinde haklı bir siteme yol açmıştır. Bir evlat olarak babasının soyadının ve onun bıraktığı manevi mirasın, geçmişteki anıların özüne sadık kalınarak yaşatılmasını istemesi son derece saygıdeğer bir reflekstir.
Özetlemek gerekirse; karşımızda yıllarca medyanın tek taraflı penceresinden "uyumsuz" gibi gösterilen, ancak aslında çocukluğundan beri sessizce dışlanmışlığın kırgınlığını yaşayan yürekli bir evlat var. Beste Açar bugün sadece bir davanın peşinde değil; o, zor günlerden geçerek başarıyı yakalayan babasının emeğini, onun gerçek anısını ve bir evlat olarak kendi onurunu korumaya çalışıyor. Hukuki süreçler elbet bir gün karara bağlanır, yasal haklar yerini bulur; ancak bir evladın babasına olan sarsılmaz sevgisini ve adalet arayışını hiçbir yasal karmaşa gölgeleyemez. Beste Açar’ın bu vakur duruşu, babası Kayahan’ın aziz hatırasını en samimi duygularla yaşatma mücadelesidir ve zaman, her insanın kalbindeki niyetin saflığını en doğru şekilde tarihe not düşecektir.


Yorumlar
Yorum Gönder