KAYAHAN’DAN ÇOK ÖNCE DE NİLÜFER VARDI: BİR İKONUN HAKKINI TESLİM ETMEK

                          Haber: MURAT FIRAT

Son günlerde magazin basınının manşetlerini süsleyen aile içi telif savaşları ve geçmişe dönük iddialar arasında, Türk pop müziğinin sarsılmaz çınarı Nilüfer’in adı yine haksız bir girdabın içine çekilmeye çalışılıyor. Ancak arşivi açıp baktığımızda ortada çok net bir gerçek var: Nilüfer, birilerinin var ettiği veya hayatından çıktığında eksilen bir sanatçı hiç olmadı. Aksine, o Türk pop müziğinin kurucu öznelerinden biridir.

Gelin, hafızamızı ve kronolojiyi tazeleyelim...

Yıl 1970; Nilüfer henüz gencecik bir yetenekken katıldığı Altın Ses Yarışması’nda birinci olduğunda, Türkiye yepyeni bir starın doğuşuna şahitlik ediyordu. 1972’de ilk plağı "Kalbim Bir Pusula"yı çıkardı, hemen ardından 1973 yılında "Dünya Dönüyor" ile ülkeyi yerinden oynatan o büyük müzikal patlamayı yaşadı. Nilüfer; "Göreceksin Kendini", "Başıma Gelenler", "Son Arzum" gibi bugün bile ezbere bilinen sayısız hiti ardı ardına sıralarken, müzik listelerinin zirvesini kimseye bırakmıyordu.

Peki, bu sırada Kayahan neredeydi? Kayahan, henüz geniş kitlelerce tanınmayan, piyasada kendine yer edinmeye çalışan, şarkılarını doğru seslere ulaştırma mücadelesi veren ve yeni yeni popüler olmaya başlayan bir müzisyendi.

Yolları 1980’lerin ortasında (1984) kesiştiğinde, Nilüfer zaten ülkenin en büyük süperstarlarından biriydi. Yani algıların iddia ettiğinin aksine; Kayahan, Nilüfer’i var etmedi. Nilüfer, muazzam sesi, yorumculuğu ve o güne kadarki devasa kariyeriyle Kayahan’ın dahi bestelerine can verdi, onları kitlelerle buluşturdu. Birlikte harika bir sinerji yakaladıkları, Türk müzik tarihinin en güzel ortaklıklarından birine imza attıkları doğrudur. Nilüfer ve Kayahan iş birliği, "Geceler" şarkısıyla ulusal bir başarı elde etti; "Mavilim" ve "Caddelerde Rüzgâr" ile ülke sınırlarında birçok ödüle layık görüldü. Ancak Nilüfer’in kariyeri sadece Kayahan’dan ibaret değil; bu algının tamamen yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu ortaklık, Nilüfer’in müzikal okyanusunda sadece parlak bir dönemdir, okyanusun kendisi değil!

Bugün dönüp baktığımızda, Kayahan imzası taşımayan ama Nilüfer’le ölümsüzleşen o kadar çok başyapıt var ki... Onno Tunç’tan Sezen Aksu’ya, Şehrazat’tan Adnan Ergil’e kadar birçok farklı değerle çalıştı. "Böyle Ayrılık Olmaz", "İnkâr Etme", "Erkekler Ağlamaz"... Bu şarkıların hiçbirinde Kayahan imzası yoktur ama hepsi birer Nilüfer klasiğidir. Nilüfer, Kayahan’dan önce de zirvedeydi, onunla çalışırken de zirvedeydi, ondan sonra da zirvede kalmaya devam etti.

Üstelik bu ortaklığın bedelini en ağır ödeyen, müzikal anlamda en büyük haksızlığa uğrayan isim de yine Nilüfer oldu. Yıllar önce parasını ödeyerek aldığı, stüdyoda emeğini verdiği şarkılar, Kayahan’ın tek taraflı kararlarıyla yıllarca ona yasaklandı. Usta sanatçı, Nilüfer’in bu şarkıları sahnede okumasını engelledi, yasal engeller çıkardı. Bugün dijital çağın ortasındayız; Spotify’ı, Apple Music’i açtığınızda veya Instagram’da bir hikâye paylaşmak istediğinizde, Nilüfer’in o dönem fırtınalar estiren "Mavilim" ya da "Caddelerde Rüzgâr" gibi şarkılarını ne yazık ki müzik platformlarındaki albüm arşivlerinde bulamıyorsunuz. Nilüfer’in diskografisine vurulan bu ket, sadece sanatçıya değil, onun sesinden bu şarkıları dinlemek isteyen milyonlarca müzikseverin hakkına da yapılmış bir haksızlıktır.

Şimdi ise neredeyse çeyrek asır (25-26 yıl) sonra Nilüfer, büyüklüğünü ve müziğe olan saygısını bir kez daha göstererek arşivde kalmış bir Kayahan bestesi olan "Sabaha Kadar"ı seslendirmeye hazırlanıyor. Bu proje, yıllar sonra Kayahan’ın adını ve şarkısını yeniden gün yüzüne çıkaracak, usta sanatçının anısını onurlandıracak bir hamledir. Nilüfer gibi bir sesin bu şarkıyı okuması, Kayahan’ın mirası için bir kayıp değil, aksine çok büyük bir gurur ve onurdur.
Nilüfer bu şarkıyı seslendirirken, yasal olarak hakları elinde bulunduran ve bu eserlerin yönetimini üstlenen İpek Açar ile profesyonel bir iş birliği yapmıştır. Aile içi hukuki süreçlerin ve izinlerin nasıl yürütülmesi gerektiği ailenin kendi iç meselesidir; ancak yasal muhatabıyla anlaşarak bu sanatsal projeye imza atan Nilüfer’i bu kavganın içine çekmek adaletsizliktir.

Hele ki bugün ortada hiçbir somut delil, geçmişe dair hiçbir magazin haberi veya veri yokken; sırf bu şarkı projesi üzerinden Nilüfer’e yönelik "Babamla sevgiliydi" gibi ağır imalarda bulunmak ne mantığa, ne vicdana ne de sanat etiğine sığar.

Nilüfer, Türk müziğinin asil, sessiz ve sadece işiyle konuşan divasıdır. Pop müziğin tarihini onun üzerinden yeniden yazmaya çalışanlar bilsin ki; Nilüfer, Kayahan’la var olmadığı gibi Kayahan’sız da bitmedi. O; şarkılarıyla, duruşuyla ve kimseye eyvallahı olmayan o muhteşem kariyeriyle zaten tarihin en haklı yerinde duruyor. Bugün yapılması gereken tek şey, onun sesinden dökülecek yeni ezgileri saygıyla beklemek ve bu büyük isme hakkını teslim etmektir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar